Çetin Ünsalan: Sinyaller ne anlatıyor?

Merhabalar,

Biz rakamlar kurgulayıp, hayal aleminde geçmeye çalışırken, yine bizimle ilgili başlıklardan hiç hoş sinyaller gelmiyor. Bu sinyalleri anlamlandırmayı düşünmüyoruz bile. Aslında hepsi bir yana en acısı da bu biliyor musunuz?

 

Verinin hakim olduğu bir yüzyılda, verileri görmezden gelip ya da işimize geldiği gibi kurgulayıp, psikolojiyle sonuç alacağımızı zannediyoruz. Bunun faturasının çok büyük olacağını ise şimdiden söyleyebilirim.

Rezerv algımızdan enflasyona, ihracattan işsizliğe aklınıza hangi konu gelirle gelsin. Sıkıntı büyük. Hatta yüksek teknolojiye geçiyoruz diye sevinirken, ikinci 500 ile birlikte halen düşük teknolojinin payını arttırdığımız ortaya çıktı. Ama kaç kişi konuştu, tartışılır.

 

Oysa en büyük pazarımızdan hoş haberler gelmiyor. Anlaşılan o ki, iki üründen birini sattığımız Avrupa pazarındaki sıkılaşma daha da sürecek. Hatta IMF’nin tavsiyesine bakılırsa, maaş artışlarında yüksek zam yapılmaması daha tavsiye ediliyor.

 

Bunu yapabilecek kabiliyetleri de var, çünkü hem halkın satın alma gücü yüksek, hem pandemide karşılıksız yardımlar verdiler, hem de Avrupalı’nın zaten kritik ortamlarda alışverişini kısıtlaması doğal karakteristik özelliği.

 

Asıl sorun Financial Times’taki gelişmekte olan ülkelerin önümüzdeki süreçte paraya daha zor ulaşacaklarına dair tespitlerin yer aldığı analiz. Şeffaf olmayan veri ağıyla, zorlaşan para bulma gerçeğiyle, daralan pazar yapısıyla Türkiye’nin çok stratejik davranması ve iyi ders çalışması gereken dönemdeyiz.

 

Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Gültepe, rakiplere oranlara yüzde 30-35 pahalı kaldığımızı söylerken, aslında tutulan dövizin de, çarpıtılan enflasyon verisinin de neredeyse sağlamasını yaptı.

 

Tüm bunlar yetmezmiş gibi israf bütçesi bir tarafta, halkın satın alma gücündeki kayboluş öte tarafta, reel sektörün sıkışmışlığı beri yanda, önümüzdeki süreci açmazlarla dolu bir hale getiriyor ama konsantre olunan şey yerel seçimler.

Ne gıda fiyatları düşerken, ülkedeki fiyatların tepe seviyeye çıkmasından, ne insanların açlık sınırı altında yaşamasından, bunun insani sıkıntısı bir yanda iç piyasa probleminin uyarı vermesinden, ne petrol fiyatları düşerken 5 katı artan pompa fiyatlarından dem vurmuyoruz.

 

Varsa yoksa hamaset, günlük reklam kokan açıklamalar, uçup kaçtığımıza yönelik kuru siyasi hareketler, kapı kapı para arayan bir ekonomi yönetimi, dünyada jeopolitik gelişmelerden finansal sıkılaşmaya kadarki gelişmeler ve yok sayılan gerçekler.

 

Artık Türkiye’nin bu sanal alemde mutluluk oyunu oynamaktan çıkıp, şapkasını önüne koyup, gerçekçi verileriyle yüzleşip, anlamlı bir ekonomi politikası oluşturması gerekiyor. Aksi takdirde bugün yaşananlar, sadece yarının fragmanı olur.

 

[email protected]

 

 


Güncel haberler için bizi takipte kalmayı unutmayın!

Yorum yapın